Recently in türkçe Category
September 22, 2010
Kokteylde içki içilmez ulan!
Tophane’deki bir sanat galerisine sergi açılışı sırasında içki içiliyor bahanesiyle yapılan saldırıyı haberlerden okuduk.
Bu saldırı bütün demoktratik sistemlerin temelini oluşturan en temel hak ve özgürlüklere (bahsi geçen saldırıda en azından, inanç özgürlüğü, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, mülkiyet hakkı) tecavüzden başka bir şey değil.
Ama bunu referandumun direk bir sonucu olarak görmek oldukça sağlıksız. Buna benzer ‘münferit’ saldırılar (hatta daha fenaları) güzel ülkemin türk, müslüman, şoven, ar damarı bekçileri tarafından yeri geldikçe düzenlenegelmiştir. Benzeri saldırılar belki artık olmasın diye, bunu tü-ka-ka referanduma bağlamak yerine, hukuk temelinde çözsek?
Hani çok demoktrat geçinen AKP’nin bu durumda bu saldırıyı kınamasi, yürütmenin suçluları adalete teslim etmesi, adaletin de sanıklari gerektiği gibi cezalandırması gerekmez mi?
Tam da anayasamız daha taze demoktratikleşmişken, sistemin demokrasinin temellerine saygısı olup olmadığı görsek?
Du bakali nolcek…
January 21, 2010
Sezin Öney - Trajedi
Sanırım, ve ne yazık ki, Sezin Öney’in bugünkü yazısı, okuduğum ilk yazısı. Uzun uzun yorum yapacak bir şey yok, çok güzel yazmış, kalemine sağlık, gidin okuyun…
January 13, 2010
Koş Bedrettin Koş, Yılmaz Sana Gazete Verecekmiş
Hani insan normalde tembeldir. Aklına yazacak bir şey gelir ama sonra o an zamanı olmaz, unutur sonra üşenir…
Ama bazen de böyle bir şey görür insan, şaşar kalır, yazıya ayrı şaşırır, yazana ayrı şaşırır…
Yılmaz Özdil, bu eşi bulunmaz yazısında geçen günlerde Haliç Köprüsü üzerinde mendil satan çoçukların bölge kavgasında öldüresiyle dövdüğü mendilci çoçuk Bedrettin’in dramına çare buluyor. Bir Marie Antoniette edası ile diyor ki, biz zaten ne yaparsak yapalım, aileleri bu çoçukları okula göndermek yerine onlara sokaklarda bir şeyler sattıracak. Bari gazete satsınlar.
Tamam kabul, Yılmaz Özdil ne derin analizleri ne de sağlam fikirleri ile kendine isim yapmış bir yazar değil. Ama “çocuklar mendil satmasın, okula gidemiyorlar, üç beş kuruş için birbirlerini öldüresiye dövüyorlar, onun yerine gazete sattıralım, o zaman gene okula gidemezler gene o durak senin bu durak benim birbirlerini döverler ama hiç olmazsa bizim tirajımız biraz artar” demek de ne mantığa ne de insanlığa sığar.
Brecht’ten serbest uyarlama tekrar geliyor: Düşün ki koca koca adamlar böyle lakırdılar ediyolar ve kimse gülmüyor…
Şimdi oturduğum yerden ahkam kesip boş boş eleştirmek kolay denebilir, hatta gerçekten öyle de. Ama madem Sayın Özdil, hem çocukların maddi durumu kötü olan ailelerine katkıda bulunmalarını kaçınılmaz, hem okula gitmelerini gerekli görüyor hem de gazetesinin tirajini arttırmak derdinde, buyrun efendim işte size proce, bir taşla üç kuş birden, yanında da bu tükenmez kalem bedava:
Hürriyet, mendilci çocuklara satmaları için gazeteleri hibe etsin yada makul bir kar edebilecekleri fiyata versin. Ancak, yalnız haftasonları… Elde var aile bütçesine katkı, haftaiçi okula gidebilecek, derslere çalışabilecek zaman. Fazladan satılan gazeteleri saymıyorum bile onun bana faydası yok, Yılmaz Özdil sevinsin…
Hürriyet, Doğan Medya Grubu, sivil toplum örgütleri, hayırsever hali vakti yerindeler, el ele verip bu gazete satan çocukların asgari okul masraflarını karşılasın. Kampanya düzenleyip halkı da desteğe çağırabilirler, karşılığında karnelerine bakıp “aferin evladım ama matematiğe biraz daha gayret” deme ve hep pekiyi getirenlere bisiklet hediye etme haklarını da saklı tutabilirler, bence bir sakıncası yok. Etti mi bize aile bütçesine biraz daha katkı ve çocukları okula yollamak için teşvik? Böyle bir hayır işi üzerinden yapılacak reklamı, sulanacak gözleri, ferahlayacak gönülleri de saymıyorum, onların da bana faydası yok.
Neden helva yapmıyoruz bakkal amca? Derdimiz sadece çocukların üzerinden iyi insan gibi görünüp, boş ve saçma sapan lakırdi edip tribünlere oynamak, fazladan gazete satmak mı acaba?
Yok bence öyle değildir…
November 23, 2009
Günlük Taze Yumurta: Bu yılları kimse hatırlamayacak! - M. Serdar Kuzuloğlu
Efendim, bilenler bilir, bel fıtığından muzdarip yatağa bağlanmış yatarken can sıkıntısından Erol ilen günlük taze yumurtalar namında bir blog başlatmıştık. Amaç Türkiye’den çıkan günlük gazetelerdeki bariz ve yüz kızartıcı hataların bir çetelesini tutmaktı. Mevzubahis blog, başta mükemmel görünen bütün manasız fikirler gibi kısa ömürlü oldu. Ancak hazır elimin altında böyle bir blog varken M. Serdar Kuzuloğlu’nun Radikal’deki bugünkü köşe yazısına değinmeden edemeyeceğim.
Sayın Kuzuloğlu, özetle günümüzde her şeyin ne kadar da kısa ömürlü olduğundan ve dijital hayatlarımızın saklı bulunduğu JPEG, DOC, MPEG ve benzeri dosyalarının bitlerinin anlamlarını yitirmeye mahkum olduğundan dem vuruyor, zira bilgisayar teknolojisinin tarihi artık anlamlarını çözemediğimiz dosya formatları ile dolu(ymuş).
Sezar’ın hakkı Sezar’a, Serdar Bey kişisel verilerimizin saklı olduğu harddisklerin, CD’lerin ve DVD’lerin ömürlerinin kısalığı hakkında yerden göğe kadar haklı hatta az bile demiş zira bilgisayarlarımızda yazdığımız DVD’lerin ömürleri bırakın 20-80 seneyi genelde 4-5 seneyi bile zor bulur. Ancak sorun köşe yazısında belirttiği kadar kritik değil çünkü Internet’teki bütün kişisel datalar bizim bir cabamıza gerek olmadan yedekleniyor ve korunuyor. Flickr’daki resimlerimiz, YouTube’daki videolarımız, hatta benim bu nacizane blog’um sürekli yedekleniyor ve saklanıyor. Büyük olasılıkla Internet durduğu sürece onların da (belki benim bu yazımın değil ama Serdar Bey’in köşe yazılarının kesinlikle) bir kopyası da bir yerlerde duracak.
Ancak dijital arşiv konusu hakkında anlaşılan o ki, Serdar Bey yazısını biraz kulaktan dolma bilgiler ile konu ile ilgili yeterli araştırmayı yapmadan, yeterli analizi kuramadan, yeterli sentezi süzemeden kaleme almış. Zira dijital arşiv sorunu gerçekten var olan bir sorun ve dijital çağın taş devrinde (1970-1980’ler) yaratılan dosya formatlarının çoğu kullanıcıları kendi firmalarının programlarına muhtaç bırakmak adına gizli, kapalı ve standardize olmayan formatlardı. Tabii yıllar geçtikçe bu formatları yaratan firmalar ya topu atıp piyasadan çekildiler yada ayakta kalabilenleri (misal Microsoft) eski formatları desteklemeyi bırakıp yeni formatlara yöneldiler (misal MS Office’in artık .DOC yerine .DOCX kullanması). Bu eski ve “unutulmuş” formatları okuyan programların artık yeni işletim sistemlerinde çalışmaması, o zamanlardan itibaren arşivlerini dijital olarak tutan kurumlar için önemli bir sorun.
Heyhat, artık taş devrinde değiliz. Günümüzde kullandığımız nerdeyse bütün formatlar açık ve standardize formatlar. JPEG, MPEG, PDF, MP3, AAC, DNG bunların hepsi ya uluslararası standardlar komiteleri tarafından geliştirilip yayınlanmış, yada PDF ve DNG gibi Adobe tarafından geliştirilmiş ticari olsalar bile en ufak detayına kadar kamoyuna açılmış ve dökümante edilmiş formatlar. Internet çağının bu standardize formatlarının avantajı tek bir firmaya bağlı olmamaları. Bütün detayları herkese açık olduğu için bu formatları okuyacak ve yazacak programlara ihtiyaç olmaya devam ettiği sürece arz talep dengesi içinde uygun programları yazacak birilerinin her zaman olacağını tahayyül etmek çok da iyimser olmasa gerek.
Bizim hepimiz öldükten, Internet bittikten, medeniyet son bulduktan sonra bizi araştıracak (uzaylı?) arkeologların durumu ise gerçekten vahim olabilir, zira Serdar Bey’in uzun ömürlü ve kalıcı olduğuna kanaat getirdiği basılı medya’nın ömrü de ancak nemi, sıcaklığı 24 saat kontrol edilen, ışık girmeyen özel mahzenlerde gerçekten kalıcı olabilecek kadar uzun. Şahsen her şeyine bahse girerim ki, geleceğin arkeologları bizi araştırana kadar böyle korunaklı ortamları ayakta tutup basılı (ve film tabanlı) medyayı saklayacak kadar teknoloji ayakta kalabilirse, Internet’ten ve Internet’teki dijital kültürümüzten geriye haydi haydi bir şeyler kalır.
November 13, 2009
BBC Türkçe - Türkiye'nin Yeni Dış Politikası
BBC’den Türkiye’nin dış politikası hakkında bir özel dosya. Son üç günde Amerika, Avrupa ve Arap dünyasından üç uzmanın görüşleri. Önümüzdeki günlerde umarım devamı da gelir.
Graham Fuller: ‘Türkiye artık Batı’nın sadık müttefiki değil’
Erich Jan Zürcher: ‘Değişen dış politikada amaç orduyu zayıflatmak’
Muhammed Nureddin: ‘Türkiye bütün eksenlere aynı mesafede’
Ebru Doğan’ın attığı sansasyonel başlığı saymazsak Erich Jan Zürcher ile yapılan söyleşi özellikle kayda değer. Erich Jan Zürcher’in “Modernleşen Türkiye’nin Tarihi” de zaten cumhuriyet Türkiye’si tarihini çok güzel ve açık seçik anlatır.
November 10, 2009
Atatürk'ün Terörle Mücadele Politikası
CHP Başkanvekili Onur Öymen şöyle buyurmuş:
Öymen, bugün yapılanların Atatürk’ün terörle mücadele politikasına tamamen zıt olduğunu iddia etti. Öymen, ”Atatürk’ün ölüm yıldönümünde yapılan iş maalesef Türkiye için üzüntü, ibret verici ve hazindir” dedi.
Zira Atatürk’ün terörle mücadele politikası kesinlikle ve mutlak doğru olduğu için, 1930’lardan beri bütün hükümetler tarafından takip edilmiş ve 80 senenin sonunda terör sorununu neredeyse bitme noktasına getirmiştir. Terör bitip her şey güllük gülistanlık olmak üzere iken Demokratik Açılım Paketi çıkartmak abesle iştigaldir, affedersiniz, AKePe’nin bok yemesidir…
Düşün ki koca koca adamlar böyle lakırdılar ediyor ve kimse gülmüyor…
kaynak: ntvmsnbc
![Reblog this post [with Zemanta]](http://img.zemanta.com/reblog_e.png?x-id=0007956f-cdb5-4775-b799-63a4b054eaaa)
![Reblog this post [with Zemanta]](http://img.zemanta.com/reblog_e.png?x-id=036b8787-fde6-4041-ac97-b8501ab72718)