Efendim, bilenler bilir, bel fıtığından muzdarip yatağa bağlanmış yatarken can sıkıntısından Erol ilen günlük taze yumurtalar namında bir blog başlatmıştık. Amaç Türkiye’den çıkan günlük gazetelerdeki bariz ve yüz kızartıcı hataların bir çetelesini tutmaktı. Mevzubahis blog, başta mükemmel görünen bütün manasız fikirler gibi kısa ömürlü oldu. Ancak hazır elimin altında böyle bir blog varken M. Serdar Kuzuloğlu’nun Radikal’deki bugünkü köşe yazısına değinmeden edemeyeceğim.
Sayın Kuzuloğlu, özetle günümüzde her şeyin ne kadar da kısa ömürlü olduğundan ve dijital hayatlarımızın saklı bulunduğu JPEG, DOC, MPEG ve benzeri dosyalarının bitlerinin anlamlarını yitirmeye mahkum olduğundan dem vuruyor, zira bilgisayar teknolojisinin tarihi artık anlamlarını çözemediğimiz dosya formatları ile dolu(ymuş).
Sezar’ın hakkı Sezar’a, Serdar Bey kişisel verilerimizin saklı olduğu harddisklerin, CD’lerin ve DVD’lerin ömürlerinin kısalığı hakkında yerden göğe kadar haklı hatta az bile demiş zira bilgisayarlarımızda yazdığımız DVD’lerin ömürleri bırakın 20-80 seneyi genelde 4-5 seneyi bile zor bulur. Ancak sorun köşe yazısında belirttiği kadar kritik değil çünkü Internet’teki bütün kişisel datalar bizim bir cabamıza gerek olmadan yedekleniyor ve korunuyor. Flickr’daki resimlerimiz, YouTube’daki videolarımız, hatta benim bu nacizane blog’um sürekli yedekleniyor ve saklanıyor. Büyük olasılıkla Internet durduğu sürece onların da (belki benim bu yazımın değil ama Serdar Bey’in köşe yazılarının kesinlikle) bir kopyası da bir yerlerde duracak.
Ancak dijital arşiv konusu hakkında anlaşılan o ki, Serdar Bey yazısını biraz kulaktan dolma bilgiler ile konu ile ilgili yeterli araştırmayı yapmadan, yeterli analizi kuramadan, yeterli sentezi süzemeden kaleme almış. Zira dijital arşiv sorunu gerçekten var olan bir sorun ve dijital çağın taş devrinde (1970-1980’ler) yaratılan dosya formatlarının çoğu kullanıcıları kendi firmalarının programlarına muhtaç bırakmak adına gizli, kapalı ve standardize olmayan formatlardı. Tabii yıllar geçtikçe bu formatları yaratan firmalar ya topu atıp piyasadan çekildiler yada ayakta kalabilenleri (misal Microsoft) eski formatları desteklemeyi bırakıp yeni formatlara yöneldiler (misal MS Office’in artık .DOC yerine .DOCX kullanması). Bu eski ve “unutulmuş” formatları okuyan programların artık yeni işletim sistemlerinde çalışmaması, o zamanlardan itibaren arşivlerini dijital olarak tutan kurumlar için önemli bir sorun.
Heyhat, artık taş devrinde değiliz. Günümüzde kullandığımız nerdeyse bütün formatlar açık ve standardize formatlar. JPEG, MPEG, PDF, MP3, AAC, DNG bunların hepsi ya uluslararası standardlar komiteleri tarafından geliştirilip yayınlanmış, yada PDF ve DNG gibi Adobe tarafından geliştirilmiş ticari olsalar bile en ufak detayına kadar kamoyuna açılmış ve dökümante edilmiş formatlar. Internet çağının bu standardize formatlarının avantajı tek bir firmaya bağlı olmamaları. Bütün detayları herkese açık olduğu için bu formatları okuyacak ve yazacak programlara ihtiyaç olmaya devam ettiği sürece arz talep dengesi içinde uygun programları yazacak birilerinin her zaman olacağını tahayyül etmek çok da iyimser olmasa gerek.
Bizim hepimiz öldükten, Internet bittikten, medeniyet son bulduktan sonra bizi araştıracak (uzaylı?) arkeologların durumu ise gerçekten vahim olabilir, zira Serdar Bey’in uzun ömürlü ve kalıcı olduğuna kanaat getirdiği basılı medya’nın ömrü de ancak nemi, sıcaklığı 24 saat kontrol edilen, ışık girmeyen özel mahzenlerde gerçekten kalıcı olabilecek kadar uzun. Şahsen her şeyine bahse girerim ki, geleceğin arkeologları bizi araştırana kadar böyle korunaklı ortamları ayakta tutup basılı (ve film tabanlı) medyayı saklayacak kadar teknoloji ayakta kalabilirse, Internet’ten ve Internet’teki dijital kültürümüzten geriye haydi haydi bir şeyler kalır.
![Reblog this post [with Zemanta]](http://img.zemanta.com/reblog_e.png?x-id=036b8787-fde6-4041-ac97-b8501ab72718)
Leave a comment